Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Mayıs 2011 Salı

Tıraş Olurken

Yüzüme dokunurdu elsa.
oturmuş ben kitap okumaya çalışırken
metroda seyrederken karşımda oturanları
denizden çıkmış rüzgarda üşürken
elsa yüzüme dokunurdu rahatsız olurdum ben

Tıraş olurken dün aynanın karşısında
aklıma geldi birden
duyar gibi oldum parmaklarını yüzümde
yanaklarımda
dudaklarımda
düşündüm de sonra
üç yıl olmuş;
o yüz başkayüzdü,
bu yüz başka.

Roni margulies

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Eski sevgiliyi öldürmek...

Hatıralarını öptüm, okşadım birbir. Evde kapalı kaldım günlerce. Günlerce duvarlar bana baktı ben duvarlara. Duvarlar anlattı bana içimde ne var ne yoksa. Bazen gerekiyormuş böyle şizofrenik boşalımlar. Duygularını düşüncelerini, geleceğini, geçmişini, her şeyini tartıyor insan. Yağmurlar yağıyordu ben bunları yaparken. Yağmurları izlemedim. Sadece sesi vardı kulaklarımda. Belki bir yerde gök kuşağı çıkmıştır, birileri sevinmiştir diye düşündüm. Ben mutsuzdum bunları düşünürken.
O kadar derinlerdeymişsin ki çıkman günler aldı. İlk önce kendimle cebelleştim. Antidepresanlarımı içtim. Korkularımla yüzleştim. Ölmekten hiç korkmamışım ben meğer. Zamanında beni öldüren birileri zaten varmış meğer. O birileri arasında en büyük darbeyi vuran da senmişsin meğer...
"İnsanlık..." demiştim giderken; "İnsanlık öldü, beni öldürdüğün dakikadan itibaren." Seni bir köpekmişsin gibi sevseydim belki köpeklik ölürdü eski sevgili... Fark ettim ki, iyi ki insanmışsın gibi sevmişim seni...
Topladım neyin var neyin yoksa, onca yılda birbirimize aldığımız ufak tefek hediyelerle başladım. Hepsi tek tek canlandı gözümde. Birbirimize o hediyeleri verirken ki her an! İşte o anları öptüm. Ağlayamadım boğazım düğümlendi. Sakinleştirmek için sakinleştiricimi de içtim. Kalp atışlarım yavaşladı sonunda. Rahatladım biraz. Ardından birlikte gittiğimiz sinema biletlerini (ki hepsini saklamıştım). Birlikte yaptığımız alışverişlerin fişlerini. Birlikte gittiğimiz mekanlardan aldığım şekerleri (en çok buna sinir olurdun, hatıra olarak saklıyorum dediğimde bile umursamazdın.). Ufak bir kablo parçası, birlikte tamir ettiğimiz uzaktan kumandalı arabadan kalma. Ve buna benzer binbir ayrıntı... Hepsini topladım attım...
Hafızamı da atmayı başaracağım yakında biliyorum. Başaracağım ki, yeni aşklara yer açılsın... Yeni anılar yaratılsın... Geriye bir tek kalp kalıyor... Onu nasıl atacağım bilmiyorum...

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Bu ülke beni seviyor mu? (Başıma gelen GASP ve tehtit olayının hikayesidir!)

Yaklaşık 3 gündür tehtit mesajları alıyorum... Mesajlar olduğu gibi aşağıda...




inanmıyorum sen bizim dershanede ki çocuk değilmisin ?


manisa da kac tane dershane vaR ! demek sen gaymişsin zaten dedikodun vardı ortamda.bomba dedikodu çıktı


vay be demek sen veriyon ! şüpheleniyorduk sen den zaten ..ama çok bilmiş ukala bir havan var ben çakallıyordum kesin bu ipne dıyordum şok oldum yaw..




ben sikiciyim tekkesi mekkesi yok bunun..siker geçerim


ama sana bir teklifim var eğer konuşmamı istemyrsan ders sırasında çıkıp tuvalette sana geçirmek isterım..Böylece seni gördüğümü unuturum susarım .


yusuf oldun hayırdır ? prfl sayfanı resmını çektim göstereceğim ?


sana zaman veriyorum haber et bakalım seni sikmek guzel olacak gibi yatakta nasılsın bakalım nasıl veriyorsun görelım




 herkesi gözünün içine ii bak acaba biliyorlarmı diye ...azap olmalı ne kötü deşifre etmek kendını kabak gbi resimlerini ulu orta açmak




Bunlar bana gayromeo adlı siteden gelen tehtit mesajlarıydı... Bunlara karşı herhangi bir yasal işlem başlatmadım, bugün başıma gelen olayı da anlattıktan sonra düşüncelerimi söyleyim.


İnternetten biriyle tanıştım, daha sonra beni arabasıyla aldı ve biyerlere gittik. Uzuuuun zamandır yazıştığım bir tipti. Yazışmaları da fena birine benzemiyordu. Kamera da açtık, bilmemne falan feşman her neyse. Arabada bir şeyler yaptıktan sonra, şehir merkezine dönerken telefonumu istedi. O anda sikildin oğlum dedim kendi kendime. Yapma! dedim. Telefonunu ver ya da seni şurada öldüreyim, cesedini atıveririm, ben yıllarca hapiste yattım, hiç koymaz bana bunlar! gibisinden laflar etmeye başladı. Ben sakince telefondan sim kartımı çıkardım, hafıza kartını çıkardım ve yaklaşık bir hafta önce aldığım telefonumu herifin eline verdim. O sırada canımı düşünmem daha mantıklıydı. Daha sonrasında ettiği lafları söylüyorum,
-eğer polise gidersen bu telefondan dolayı başıma bir bela gelirse, söylerim bu ibneydi götünü siktim telefonunu bana verdi çok memnun kalmış derim. Anne ve babanı da bulmak çok zor değil manisa göt kadar yer, gidip onlara da oğlunuz ibne götünü siktiriyor derim, sonra da seni gördüğüm yerde gebertirim.
Tamam dedim herhangi bir şey gelmeyecek, polise gitmeyeceğim!


İleride öğretmen olacağım arkadaşlar. Öğretmenlik mezunuyum fakat atanamadım. KPSS'ye çalışıyorum. Eğer bu tehtitlerden dolayı mahkemeye başvursam sicilime benim de eşcinsel olduğum işlenecek ve ileride mesleğimi yapamayacağım! Bunun dışında, aileme, dostlarıma bu durumlardan bahsedemiyorum. Can güvenliğim hiçbir şekilde yok! Beni koruyan bir yasa, kanun da yok! Ben Türkiye'yi çok seviyorum. Ülkeme aşığım. Mesleğimde de bir çok insandan daha başarılı olacağımı biliyorum. Fakat siz söyleyin, bu ülke beni, benim gibi eşcinsel arkadaşlarımı seviyor mu?

23 Mayıs 2011 Pazartesi

hanginiz hetero hanginiz homo?

Bu heteroseksüellere seksüel kimlikleri açıklamakta hep zorluk çekiyorum. Adama diyorum sen heteroseksüelsin, hayır diyor, o zaman nesin diyorum gay, biseksüel... Normalim işte! Ulan göt ben anormal miyim. Bana göre de ben normalim :) o zaman gelin şu meseleye bir açıklık getirelim sevgili heteroseksüellere bir açıklama yapalım.


Şimdi kuzucuklarım. 

Heteroseksüel: kadınla yatan erkek, erkekle yatan kadın... Kısaca böyle açıklanabilir. Açıkçası karşı cinsi arzulayan, onlarla birlikte olan kişiye deniyor. 

Eşcinsel, homoseksüel: Kendi cinsiyle ilişkiye giren kişilere verilen isimdir. Yani erkek erkekle, kadın kadınla. Erkek olanına bizim ülkemizde yoğunlukla gay deniyor kadın olanınaysa lezbiyen. Fakat avrupa ülkelerinde genel isim gay!

Biseksüel: Her iki cinsle de ilişkiye giren kişiye verilen isimdir. Yani bir adam hem adamla hem kadınla birlikte olmaktan hoşlanıyorsa biseksüeldir. Ülkemizde bu kavram genelde pek karıştırılan bir kavramdır. Bulduğu deliğe giren asalak tiplere biseksüel falan denmez onlar bildiğin abazadır. Biseksüel kimliğinin kişiliğinin farkındadır ve iki cinsle de ilişkilerini adam akıllı sınırlar içinde yaşar.

Transeksüel: Penisini kestirmiş, tamamen kadın olmuş ya da vajinasının yerine penis ekletmiş tamamen erkek olmuş, kısacası tamamıyla cinsiyet değiştirmiş insana verilen isimdir. Transeksüellik ve travestilik bir tercih olmasına karşın eşcinsellik bir tercih değildir. 

Travesti: Penisi kesilmemiş fakat iki adet meme taktırmış iki cinsi de bedeninde barındıran insanlara denir. 

Dilim döndüğünce anlattım size kuzularım daha sonra fetişlerle de ilgili bilgi vereceğim ancak şimdi susma zamanı. Xoxo

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Orda bir erkek var uzakta...

Ankara'nın TAŞ'ına bak, gözlerimin yaşına bak kuzucum. Burayı o kadar çok seviyorum ki anlatamam. Taş Taş heriflerle dolu. Fark ettiyseniz Taş kelimelerinin ilk harfleri de hep büyüktür :) Eh Ankara'ya has bir olaydır bu. Ben İzmir-Manisa arasında mekik dokuyan biri olarak ne İzmir, ne de Manisa gaylerini pek sevemedim. Kendileriyle pek sevişemedim de. Sikiştik ziyadesiyle. Ama Ankara öyle mi... Her gelişimde ayrılacağım gün hayatımın aşkını buluyorum burada... Tabi hayatımın aşkı olamıyor, son gün olduğundan hayatımın MSN zinciri oluyor desem daha doğru. Son bir senedir MSN kullanmayı da bıraktığımdan dolayı artık öyle bir olgu yok hayatımda.
Bu arada hemen bir çok kişiye hayatımın aşkı muamelesi yapabiliyorum. "Ayh kaç tane hayatın var ki pis şıllık!" diye bir soru soracak olursanız eğer, önceki hayatlarımda sürekli bakire olarak geldim öldüm, geldim öldüm... Bu Çember bu şekilde ilerledi gitti. Böylece içimde binlerce bakirenin kudurmuşluğu birikti durdu. Veeeee sonunda Tanrı dedi ki bari kadın halinle bulamıyorsun seni erkek yollayım! Erkek olarak geldim ve bu hayatımda mütevazi bir orospu oldum çıktım. Gördüğüm her erkek bu yüzden benim hayatımın aşkı; Orda bir erkek var uzakta, yatmasak da, yumulmasak da o erkek benim erkeğimdir! Tamaaaaamen klişe laflarımdan birini etmeden gitmeyeceğim! Ya erkek heteroseksüelse diyenler için; Heteroseksüel erkek yoktur! Benimle tanışmamış erkek vardır biblom! Yeter ki pençelerimi çıkartmayım, Lady Gaga Bad romance gibi oluveririm vallahi!


9 Mayıs 2011 Pazartesi

Bugünlerde hissedemiyorum; hissetsem de iyi hissedemiyorum...

Aslında hepimiz yapıyoruz bunu... Bana özel değil biliyorum. Hepimizin kendine göre acıları var ve biliyorum herkesin acısı kendine büyük. Herkesin aşkı en büyük aşktı, herkesin fakirliği büyüktü, herkesin arkadaşları kıymetliydi kazık yedi, hatta yenen en büyük kazık kendininkiydi...

Yaptığımızsa bir şekilde bunları bir perdeyle kapatmak. Kimisi tül perde kullanır bu sıkıntıları kapatmak için, hep gözünün önündedir geçmişte yaşananlar, her zaman hatırlar ve bununla sarsıla sarsıla atarlar adımlarını.

Kimisi de ben gibi kalın siyah perdelerle kapatır acılarını. Çünkü orada var olan acılar, sıkıntılar her gün görülebilecek şeyler değildir. Her gün onlarla birlikte yaşayabileceğiniz kederler değildir. Bu yüzden saklarsınız kenarda köşede. Orada olduğunu bilirsiniz fakat bakmazsınız, perdeyi kaldırmaya cesaret edemezsiniz. Gülümsemece oynamaya devam edersiniz bir şekilde. Ama öyle bir rüzgar eser ki onca zaman sonra, öyle bir an gelir ki, bütün o perde uçuverir...Uçan o perdeyle birlikte bütün o eski yaşanmışlıklar koca bir canavar gibi sizin üstünüze üstünüze gelir... Ya da kalabalık, karmaşık bir dolaptaki bütün eşyaların üstünüze yıkılması gibi de düşünebilirsiniz bunu. Tekrar perdeleri çekmek zor olur. Çok zor olur...

İşte öyle bir rüzgarda havalandığı zaman kalın perdelerim; Taşlaşıyorum, toplayamıyorum ortalığı, canavar bana zarar veremiyor ancak ben perdeyi de kapatamıyorum. Her şey ulu orta orada duruyor bir şekilde. Rüzgar ne zaman diner, ben ne zaman çözülürüm bilmiyorum. Uzun lafın kısası... Ben bugünlerde pek hissedemiyorum; Hissetsem de iyi hissedemiyorum...

Saygılar...

1 Mayıs 2011 Pazar

Uyanamamak!

Çok ama çok zor uyanan bir herifim, bu konuyla alakalı bir sürü anım var fakat en ilginç olanını anlatmak istedi canım.
Üniversitenin ikinci senesi ve yalnız yaşadığım dönemler. Bir pazar bütün evi tek başıma temizledim ki evim triblexti yani 3 katlı ve 7 odası olan bir evdi. bütün evi köşe bucak temizledim. Mutfak, banyo, tuvaletler, bütün odalar... Tek bir bulaşık dahi kalmamıştı mutfakta(bir öğrenci evinden beklenmeyecek performans inanın bana)... 
Ertesi gün uyandım, mutfağa bi gittim bi baktım her yerde ekmek kırıntısı var, bir sürü çay içilmiş bir sürü bulaşık falan. Allah dedim ben kafayı yemeye başlıyorum sonunda! Lan ben daha dün burayı temizlicem diye parçalandım. Götüm çıktı temizlik yaparken... Yeaaaaaaaa! diye kendi kendime ağlamak üzereyken en iyi fikrin okula gitmek olduğuna karar verdim ve kantinde oturan arkadaşlarımın yanına oturdum. Tam olayı anlatacaktım ki bizimkilerden biri "Abi nerde kaldın yaaa" dedi, "ne alaka lan!" deyivedim. "Abi bi saat önce gelcektin ya! banyoda öldün mü geberdin mi a.q." Dedi. "Lan oğlum ne alaka!" 

Meğer bizim tosunlar sabah bana gelmişler, ben bir güzel kalkmışım, birlikte kahvaltı yapmışım falan... Ondan sonra bunlar okula giderken hadi sen de gelmiyor musun demiş ben de bi duş alıp geliyorum demişim! Yemin ederim bir saniyesini hatırlıyorsam kolum kopsun! Hala hatırlamıyorum! 

Beni uyandı sanan sevgililerimle de başım dertteydi hep bu yüzden! Bir kere ALES kaçırmışlığım var! O uyanık olduğumu sandıkları sırada tecavüz etseler yine ruhum duymayacak anasını satayım! Bambaşka alemlerde gündüz rüyaları görüyorken, siz uyanabilenleri acaip kıskanıyorum haberiniz olsun! Bir de beni uyandı sananlara söylüyorum! Bana kahve içirin! Bilincim ancak o zaman yerine geliyor! 

Peki ben bu hikayeleri neden mi anlattım? Bu sabah kalkmış, Yol yapım çalışmasından dolayı arabamı başka yere park etmiş gelip uyumuşum! Pazartesi doktora gideceğim söz!

29 Nisan 2011 Cuma

Şişman erkekler neden sevilmez?

       Bugüne kadar bir çok erkekle tanıştım, bir çok erkekle birlikte oldum. Beni bir tek irite eden, nefret ettiğim şey olduğunu keşfettim. O da ŞİŞMAN ERKEKLER! Sevmiyorum... Sevemiyorum. Bakıyorum bir çok Bear seven insan var etrafımda fakat ben yapamıyorum. Neden, neden neden.... O kadar çok Şişman erkek varken etrafta ve gayet işi gücü yerinde maddi durumu iyi, bana olabildiğince sadık olabilecek bir sevgili olabilecekken ben neden bu erkekleri eliyorum diye kendi kendime sürekli sorup durmuşumdur.
       Geçenlerde bir araştırma sırasında fark ettim ki o erkekleri hantal bulduğumdan dolayı sevmiyorum. Bu genetik bir olay. Nasıl ki bir kadın koca seçeceği zaman onun, en iyi baba olacak olanını seçer. Bu DNA larında işlenmiş bir şey. Bu yüzden şişman erkekleri güçlü bulmuyorlar. İyi de ben neden sevmiyorum ki? Çocuk mu doğuracağım anasını satayım...
       Belki de çok terlemelerindendir diyorum kendi kendime... Yok yok sebep bu da olamaz. Amaaaan neyse bilmiyorum ama şişman erkek çekilmez erkek beee!


31 Mart 2011 Perşembe

Sen sev...

ritimsizleşiyor kalbim git gide..
duymuyorum ne diyeceğini,
bilmiyorum beni terkedeceğini, hissetmiyorum aldatacağını,

Madem meleğinim sev kanatlarımı önce.
düşünmüyorum ağlayacağımı,
bir gün biteceğini beni sevmeyeceğini, eskide kalacağımı
içim bağırsa da bilmiyorum diyorum...


Kullan bu sağırlığımı, bırakma beni şimdi
Geleceği görsem de seveceğim seni şimdiki sevgilim gelecekteki eski sevgilim...
aldatacaksın beni, etim acıyacak....
Umursamıyorum hadi sev daha fazla gir içime çıkma kal orda...

Bir gün biteceksin...
Yitmeden gel beni sevebildiğin kadar sev...
Bıraktım geçmişle gelecekle konuşmayı...
Sen sev, sonra terkedersin...





10 Şubat 2011 Perşembe

Aşk...

Dudaklarımda sevişmenin tadı var,
Bu seferki herhangi bir sevişme değil, sen...
Ruhumda kanayan yarım kalmışlığın izi var,
Bu seferki herhangi bir yarım değil, Sensizlik...
Kalbimde derin bir sancı var,
Bu seferki herhangi bir sancı değil, Aşk...

6 Şubat 2011 Pazar

Biscolata Erkekleri Aslında Sahtedir!

Hiiiiiiçççç boşuna tırmalamayın kızlar... Biscolata reklamındaki o yakışıklı erkekler size gelmez annem. Onca zaman sustum sustum sustum, tek bir yorum yapmadım o reklam hakkında, herkesler konuşurken ben kenarda köşede kıskıs güldüm... Bir kere o erkekler tuvaletten sonra ellerini yıkamıyorlarmış, ondan sonra pipileri minnaaacıkmış, sırf o küçük pipilerinin kötülüğünü kapatmak için kas yapmışlar. Ayrıca bir adada kendini çikolata yapmaya adamış erkek güruhu içinde olsaydım (TÖÖÖBE TANRIMMMMM) kesiiinnn gay olurdum :). Çünkü kadın falan yok o adada. Adamlar hindistan cevizi okşayarak fantazi kuruyorlar. Kurdukları fantaziyi napacaklar? hindistan ceviziyle şey ederek halledecek değiller herhalde. Hele orda paketlemeyi yapan gözlüklü bi tip var amaaaaaan pek bi çirkkin. Annem onca yakışıklı Türk erkeği varken ne bileyim Polat alemdar falan filan... Biscolata erkekleri sizin neyinize...



Evet kıskanıyorum! Bok gibi, çok gibi kıskanıyorum vallahi... Aman yarabbim o adaya beni atsınlar, hindistan cevizi formuna girmezsem, sonra da beni kır diye inlemezsem ben de eştensel günlük değilim. Adamların hem vücudunu kıskanıyorum, bende niye yok diye, hem de yakışıklılığını... Ayrıca mutfak işlerinden de anlıyorlar, benim tam aksime... off yeaaaa....


Anneeeeaaaaaa biscolata bitti mi evde?

Napppçan yasak sana artık o salak çikolatalı şey! O yediklerin götüne gidiyor direkt git ders çalış!

yeaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa


Rüyamda biscolata erkekleri beni marilyn monroe misali arzulasınlar dinim amin...



31 Ocak 2011 Pazartesi

Beyin Fırtınası...

Kısır yemeye bayılırım, kısır demişken kısır adamdan bahsetmiyorum elbette, kısır adamı kim nasıl yesin? Adam demişken Kenan İmirzalıoğlu yakışıklı bence, pepsi reklamlarında tokmakçı rolünü oynamasaydı daha iyidi. Pepsi demişken her zaman Coca Cola'yı tercih ederim, rivayete göre eksik tarifle yapılmış pepsi sonuçta. Eksik demişken, hayatta hep bir şeylerin eksik kalacağına inanıyorum, hiç olmadı bir kaç "yarın" eksik kalacak öldüğümüzde. Ölülerin kıçlarına pamuk tıkadıkları doğru mu? Kıç demişken, yahu bu ağda sonrası oluşan sivilcelerden kurtulmanın yolu nedir ki? Sivilce demişken, aah ah ben ergenlik yıllarımda ne orospuydum. Ergen demişken Gülben Ergen'in sesini pek beğenmem, ne tarzım tarzına uygun modu... Ayrıca o şarkıyı da Şehrazat yazmıştı, bi süre şehrazat'ı takip ettim, kadının her twiti imla hatası dolu, bunları söyleyince de çirkefleşiyor. Yahu "herkez" yazılmaz dedim, "canım öyle istiyooooo sananeeeee"  dedi, bence en tatlı şarkı sözü yazarı Aysel'imdi... Deli dolu yaşadı mis gibi bi hatuntu... Aysel dediğim zaman da aklıma Müjde Ar'ın meşhur sahnesi geldi gözünüm önüne, hani şu arabanın camına kafası sıkıştırılmak suretiyle tecavüze uğradığı sahne! Tecavüz demişken, bence Beren Saat'in oynadığı "histerik fatmagül" rolü hiç yakışmamış kıza, söylentilere göre psikologlardan yardım almış, o sahneyi daha etkileyici oynamak ve bundan etkilenmemek için. Etkilenmek demişken, son zamanlarda beni etkileyen tek erkek bile çıkmadı karşıma! Erkek demişken... Aaaah ah işte orada söz biter... muah biblolar...

28 Ocak 2011 Cuma

Düet ve Dalga geçmek...

Aslında belki de Ferhat Göçer'den daha fazla düet yapan bir şarkıcımız daha var... Fakat karizmasından mıdır, neyindendir bilmiyorum Ferhat Göçer kadar tepki almıyor. Tamam kabul ediyorum, Ferhat Göçer'in gülümsemesini sahte buluyor olabilirsiniz fakat düet konusunda atladığımız bir adam var yahu "TEOMAN"...

Şimdiye kadar yaptığı düetler o kadar çok ki, bunlarla bir albüm bile yaptı. bi göz atalım kimlerle düet yaptığına...

Atiye - Kal
Şebnem Ferah - İki yabancı, En güzel hikayem
Hande Yener - Arsız
Zakkum - Zehr-i Zakkum
Göksel - Taş Bebek
Sarah Nile Cameron - Aşk Kırıntıları
Metro - Mevsim Sonbahar
Pamela - Zamparanın Ölümü-2
Sezen Aksu - Paramparça
Yalın - Gönülçelen
Candan Erçetin - Kim
Yaşar - Rüzgar Gülü
Nil Karaibrahimgil - İstanbul'da sonbahar
Emre Aydın - Sürpriz
İzel - Senden Önce Senden Sonra
Mirkelam - Güzel bir gün
İrem Candar - Duş
Yavuz Bingöl - İki çocuk
Kreş - Bugün
Harun Tekin - İstasyon İnsanları
Rashit - Kişisel bir şey
Hakyo Cepkin - Gökdelenler






Ve gözden kaçan daha niceleri... Şimdi söyleyin bana neden biz sadece Ferhat Göçerle dalga geçiyoruz?


(Ps: Ferhat Göçer sevdiğim bir şarkıcı değildir!)



22 Ocak 2011 Cumartesi

Mikrop Savaşı...

Cİyaaak diye bağırasım var vallahi, beni bilen bilir; Öyle akraba eş dost ziyaretlerine pek katlanamam. Annemin kuzeni, yani sunî teyzem hasta olmuş (grip) annem de gel bize bi yağlayım ballayım bi şeyciğin kalmaz modunda eve getirmiş teyzemi. Allahım allahım... Ben mikrop fobisi olan bi herifim, dünden beri yıkanmaktan cildim soyuldu. Öpmek değil, aynı odaya dahi girmedim. Girmek istedim fakat yapamadım. "Allam ya ben de grip olursam" "Allaaam ya yüksek ateşten ölürsem" "Allaamm biliyorum ölüm döşeğinde olsam bana yakışıklı bi doktor vermezsin" "allaaam çirkin doktorların yaşlı başlı adamların içinde ölücem" "allaaam yeaaaaaaaaa" gibi düşüncelerin biri diğerini kovalarken Sunî teyzem çıkıp odama gelmesin mi?

"Pişt! len göster hadi bakalım anlaştığın kız var mı? göster de beğenecek miyiz, ne zaman evlencen? Askere ne zaman gitçen? Kpss yi naptın? Bilgisayardan ders mi çalışıyorsun?"

Gibilerinden salak sorulara maruz kalırken bir yandan da suratıma öksürmesi cinnet geçiriyordum!


Ik mık şeklinde cevapladığım "Anlaştığım kız yok teyzeciğim" dedikten sonra annemi köşeye çektim ve "al götür bu hastalıklı kadını başımdan gözünü seveyim dün geceden beri canım çıktı" dedim... Annem de " ayıp evladım ne diyorsun" şeklinde tepki verince "yeaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa" diye bir tepki verdim. Az önce çıktılar! Evet şimdi tekrar duşa giricem, mikroplardan arınıcam, multivitamin ilacımı, antidepresanımı içip, akşam disko bar gezmek için hazırlanıcam... Bu travma ancak bu şekilde atlatılır!

18 Ocak 2011 Salı

Ankara...

Ankara...

Herkes sevemez bu şehri,
Ancak adam akıllı sevişmiş olanlar bilir kıymetini...
Her hüzünlü şarkıda Ankara'ya gider gelirim,
Bütün aşklarım gelir aklıma, hırsız sevişmelerim...
Hırsızlar çünkü çok şey alıp götürdüler benden.

Ankara...


Ancak salaklar denizi olsaydı der,
Bilmezler o kurak, o çorak havanın, keskin soğuğun tadını...
ılıman değildir ya yakar ya donar,
Pek gülümsemez, hazin bir hikayesi olan fahişe gibidir.


Ankara...


Daha yazılası binlece kelime var hakkında.
Tek gerçek, içimde bir hasret sakinliğe,
Dinginliğe, Hüzünlü gülmelere, Aşka, Şarap eşliğinde kitap okumaya Ankara'da...

16 Ocak 2011 Pazar

herif herif dedim...

Evet kabul ediyorum, yakışıklı heriflerin falsosu daha büyük oluyor... Yakışıklılıkla orantılı bir şekilde ilerliyor desem yeri. Son zamanlarda görüştüğüm biri var. Bu herif bi arkadaşımın eski sevgilisi. Deli dehşet yakışıklı... Kızlar için ilk falsosu herifin gay olması, bunu geçelim bu benim için güzel bir şey. Herif taş ötesi taş nasıl anlatsam, Davut heykelindeki kaslar bok yesin yanında, bir çük var bereket tanrısı bok yesin yanında, hafiften kıskanç (ideal ölçülerde), 29 yaşında, işi gücü var... Kendi çapında romantik (bu kendi çapında birazdan açıklanacak).

Yani herif 4-4 lük bir herif taa ki konuşana kadar...

Kendi çapında romantik çünkü herif "gülüm" "bi tanesi" laflarına bayılıyor. "Bitiyorum sana" tümcesi de cabası! Çare yazması gereken yerde Çağre yazıyor... Her sabah "günaydın canısı" diye mesaj alıyorum. bir kaç önceki yazımda belirttiğim bütün noktalara uyuyor fakat, olmadık yerden patlak veriyor!

Tanrım benimle dalga geçmeyi ne zaman bırakacaksın?


Yahu bi de ben bu herifle n'apıcam şimdi? Akide şekeri gibi herif. Ama ancak aile çay bahçesine gideriz yeaaa :(

13 Ocak 2011 Perşembe

hayattan beklentilerim neler?

Hayır çok mu şey istiyorum evrenden bilmiyorum ki?

Adam akıllı bi adam istiyorum 30 lu yaşlarında olsun, işini gücünü almış olsun, götü başı oynamasın, kaliteli ve güzel zevkleri olan biri olsun, birlikte film izleyelim, ondan sonra sevişelim, uyumlu olsun, arkadaşlarımla tanıştırabileyim, seksi bir vücudu olsun, mantıklı davranabilsin fakat romantik bi adam da olsun, Her lafımı şiir gibi dinlesin, aldatmasın, sevsin, ara sıra kıskansın fakat çok boğmasın. Tek tük beyaz saçı olsun, bana prensmişim gibi davransın...

İşim olsun, çoooook para kazanayım ama mütevazi olayım, o paranın büyük kısmını hayır yaparak harcayım, iş dediğim günde bir iki saat çalışayım, geri kalan zamanım alışverişin olsun. Yetsin artsın, bardak dolsun ama taşmasın... o hesap yani...


Sağlığım yerinde olsun, eşşek gibi olmasa da kaslı bir vücudum olsun...

Gak dediğimde su, guk dediğimde bal gelsin...


Çok mu şey istiyorum Allah aşkına...


( çok şey mi istiyorum olması gerektiğini biliyorum)

10 Ocak 2011 Pazartesi

yalnızlığı pay etmek

Peki ya sen yalnızlıktan korktuğundan benimleysen,
Bense karanlıkta yalnız kalmaktan...
Peki ya aslında hiç sevmediysek...
Susuyorsam daha ziyade,
Sen sessizlikten korktuğundan boş konuşuyorsan...
Ölümden ve ölmekten korkmuyorken ben,
Sen ölülerden konuşamıyorsan...
Yani ben yalnızsam ama seninle birlikteysem;
Yani sen yalnızsan ve benimle...
E hani yalnızlık paylaşılmazdı be?

9 Ocak 2011 Pazar

Özür Mektubu...

Eşcinselliğe en lanet ettiğim anlardan birisidir bu yaşadığım olay. Dün gece yatarken telefonuma gelen mesajlara bakıyordum. O mesajlardan bir tanesi 'lanet olsun yahu' dedirten türdendi. Öğrencilik yıllarımda aramın çok iyi olduğu ve eşcinsel olduğumu söylemediğim bir kız arkadaşım vardı. bilikte gezer tozar, İçer dertleşirdik. Aşklarımdan da bahsederdim ona, tabi isimleri değiştirerek. Mesela 'özcan' diyeceğim noktaya 'öznur' koyuverirdim. Bu birçoğumuzun yaptığı bir şeydir. Derdini paylaşmak istersin ama yalan değil yanlış söylemek zorunda kalırsın...

Son senemde bu arkadaşım bana aşık olduğunu itiraf etti. Birlikte Cafe'de oturuyorduk her şey iyi güzel... Gidip Müzik kutusundan bir şarkı attı ve pat diye söyleyiverdi. İçimden 'hassiktir' dedim... Yapmaması gerektiğini, bana aşık olmaması gerektiğini anlatamadım. Donup kaldım. Bir kaç dakika içinde kendimi topladıktan sonra 'Canım, bunca zamandır sana söyleyemedim fakat sana söylemem gereken bir şey var; ben eşcinselim' tokadımı yedikten sonra masada bırakıldım. Oturdum ve bütün hikayeyi baştan sona düşünmeye başladım. Bütün işaretleri, bütün yaptıklarımızı... Evet malesef ben aşklarımı anlatırken ağladığında benim için üzüldüğünden değil, benim başkasına duyduğum aşktan dolayı ağladığını vesaireyi... Hepsi yerli yerine oturdu. Abuk sabuk davranışları falan...

O günün gecesine beni arayıp 'Bana bu yalanı atacak kadar mı istemiyorsun birlikte olmayı?' diye sormuştu. Böyle bir şey nasıl ispatlanır ki? Gidip kızın önünde sevişecek halim yok ya! En son zamanla kabullendiğini hissederken gideceğim gün bana 'beni bir daha arama, ben bunu başaramam, aradığımda da açma' demişti. Saygı duydum her ne kadar görüşmek istesem de. Aradan bir sene geçtiği halde hiçbir mesajına cevap vermemiş, hiçbir telefonunu açmamıştım. Dün gece tekrar bir mesaj geldi ondan... 'Arada bir gün olsa, bir an olsa hatırlıyor musun beni?' diye. Cevap vermedim yine. Ama bilmesini istedim. Ben seni unutmadım çocuk ama keşke bana aşık olmasaydın... Keşke yapmasaydın, keşke ben de sana ilk tanıştığımızda pat diye bunu söylemiş oluverseydim... Geçmiş geri gelseydi, bu kadar üzüleceğini bilseydim ilk tanışmamızda sana selam bile vermezdim. Sırf sen üzülme, sırf yıpranma diye... Özür dilerim...

8 Ocak 2011 Cumartesi

Öğrencilik ve sınavlar...

Öğrencilik yıllarım sınavlar ve ben...

Aman Tanrım o ne zor bir dönemdi. Şimdi geriye dönüp baktığımda hiç özlemediğimi hissettim. Hani derler ya bi bitsin bak o dönemi nasıl özleyeceksin. Naaahhh iyi ki kurtuldum oğlum. Yok öyle bi İşkence.

Bir de Türkçe Öğretmenliğinden mezun olunca... Oku Allah oku, 500 sayfa not 3 tane eşşek amı gibi roman... Hemen her sınavdan bu şekildeydi. Hele hele alttan da dersin varsa(ki hepsi alttandı bir senede verdim hepsini baktım olmuyor öyle...)

Sınavlara bir hafta kalmış...

Son senemde cemaat evindeydim, eşşek gibi kasıyorlar...
Ben bira içiyorum... Abi bu dünya yalan değil mi yeaaaa diye aklımca yoldan çıkartmaya çalışıyorum onları da...

Sınavlara 3 gün kalmış...

Bizimkiler ara sıra namaz kılıyor, yemek yiyor onun dışında derslere gitmeyip (evet devamsızlık haklarını ders çalışmak için kullanan ev arkadaşlarım vardı) Ders çalışıyorlar. Yarı zombi şeklinde...
Ben "Abi o notlardan bana da ayarlasanıza" modundayım, elimde bira...Akşam canlı müzik eşliğinde bizim kızlarla içicez sonra çalışırım ben bi ara...


Sınavlara 1 gün kalmış...

Bizimkiler uykularını tam almak zorundalar kafaları iyi çalışsın diye, sınav dualarını okuyorlar yatıyorlar...

Ben hassiktir... Ne bok yicem, Abi kitapların özetlerini okusam yer mi acaba? Nereden soracakmış ki? Ya sikerler nescafe yok evde! gavur markası diye almıyor puştlar... Türk kahvesi colanın içine koy, köpürsün tadı bombok... Ama uyumamak için mükemmel...

500 sayfa notu bir kere okuyup, kitapların başı ortası sonundan üçer sayfa...


Sınava saatler kala...

Bizimkiler konuşuyor ben yanlarında uykusuzluktan gözlerim şişmiş...Onların söylediklerinden bir kaç cümle koparıp sınava giriyorum...

Sonuç...


Onlar 56 ben 58 almışım... Hiçbirimiz geçemiyoruz ama bizimkiler isyanda...

Ben altı senede bitirdim ama onlar 7. senesinde bitirdiler...

aralarında benimle aynı yıl bitiren de vardı... Ama işin özü bölümden 4 senede mezun olan toplam 6 kişi vardı yani 58 kişilik sınıftan 6 kişi! bunun 3 ü atandı... geri kalanı polis oldu... Saygılar...

5 Ocak 2011 Çarşamba

Geceler değil, uykusuzluk beni korkutuyor.

Geceler değil, uykusuzluk beni korkutuyor.
Konuşmalar değil, sessizlik beni korkutuyor.
Sevmeler değil, sensiz sevmeler beni korkutuyor.
Ben değil, bendekiler beni korkutuyor.
Korktuklarımı bir saysam, işte ondan daha çok korkuyorum...

4 Ocak 2011 Salı

Kadınla Yattım mı?

Bana en çok sorulan sorulardan bir tanesini de ayrıntılı bir şekilde cevaplıyorum canlarım...

Daha önce hiç Kadınla yattım mı?

Cevap: Yatayazdım...


Kız arkadaşlarımdan biriyle (benim gay olduğumu bilen) yaz tatilindeydim. O zamanın parasıyla 300 liralık içmişim. Ama nasıl içmek ayakta duramıyorum her şeyi birbirine karıştırdım, gelsin votkalar, gitsin bacardiler... O mod yani. Neyse bardan çıktık, Kız arkadaşım beni odaya kadar taşıdı. Odada yatağa girdikten sonra bi baktım hatun üstümde. Yarım yamalak hatırlıyorum, hafızam belli kısımları kaydetmedi allahtan. Daha sonra oral seks yapmam için kadın beni aşağı yönlendirdi veeeeee olan olduuuuuu....



Kadının amına kustum... Bildiğin kustum... Bütün o gece içtiğim ne varsa öykkkkk diye böğürüverdim. Kadının rahmine kadar dolmuştur herhalde...

Kadın üç gün ağladı! İyi de sinir bozucu yahu sen beni biliyorsun neden bana tecavüz etmeye çalışıyorsun ki!


Eksik bir şey vardı o ilişkide canlarım anlatamam... İşte böyle yatayazdım... Ama olmadı...

Neden Bu kadar çok Seks konuşuyorum?

Uluguenler aşkına! "Eştenselgünlük knows good sex, and isn't afraid to ask" lafını anlamayan var mı yahu? Bu profili açtığım günden beri orada duruyor. En sık aldığım şikayet seksten çok fazla bahsetemem. İyi de ben buraya zaten bunun için üye oldum! Yani cinsel yaşantımdan, Eşcinsellerin cinselliği nasıl yaşadıklarından, bir eşcinselin her erkek kadar seksi düşündüğünü anlatabilmek için vesaire...

Hepsini de geçtim, zaten hayatta o kadar sıkıcı şeylerden bahsediyoruz ki, biraz eğlenelim biraz gülelim, biraz da bahsedilmeyenden bahsedelim yahu! Hay ben böyle tabularının ta babasını...

Canım ciğerim, gerçek hayatta da ağzı bozuk bir herifim ben! Etrafımdakilerin tabularını düşünmeden yaşarım. Sadece olması gereken yerlerde biraz daha sakin durup kelimelerimi seçerim o kadar. Fakat bu seçimleri yaptığım ortam hiçbir zaman arkadaşlarımın yanı falan olmaz. Çünkü Ben kendimi yanında kasıntı hissedeceğim insanlarla birlikte olmuyorum. Çünkü gelen bu şekilde kabul ediyor. En azından delidir ne dese yeridir deyip geçiyorlar. Delirmek özgürleştirir diye boşuna dememişler, ben de bu özgürlüğümü sonuna kadar kullanıyorum.


Tabular... Sekse dair tabular... Aman Tanrım En nefret ettiğim şey! Şu tabular bi aşılsa hayat o kadar kolay olacak ki! Töre cinayetleri işlenmeyecek, Kızlar bakireyim diye yalan atmak zorunda kalmayacak, Daha bilinçli seks yapılacak, Prezervatif dendiği zaman insanların yüzü kızaracağına bunun bir önlem olduğunu kavrayabilecekler...

Korkmayın kimse köşe başında annesini başka bir herifle düzüşürken görmeyecek! Sadece konuşmaktan korkmayacağız.

Evet biraz abarttığımı ben de kabul ediyorum fakat Sinan Çetin'in filminde denildiği gibi her yasak kendi isyancısını yaratıyor ve isyan eden insanlar abartmaya meyillidirler. Abartıyorum çünkü zaten herkes oradan buradan bahsediyor! Sadece seksten bahsedeyim, bırakın sadece sikiş sokuş aman tanrım adam deyim... Bunları demeyin o kadar çok insan var ki arada kaynayacaktır, kaynamasa bile bi yerlerde kalacaktır. Dediklerimde haklı yanlar da var! Eminim. Çünkü bahsettiklerim sadece benim doğrularım değil! Herkesin bildiği fakat kimsenin konuşmadığı dedikodular, sihnin kuytu köşelerine tabularla sıkıştırılmış şeyler. Açıkçası bunlar benim değil sürünün doğruları, sadece konuşulmayanşlar, konuşulamayanlar.


Konuşuyorum, yatıyorum kalkıyorum anlatıyorum, Aşık oluyorum yazıyorum, yaşıyorum yaşadıkça görüyorum... Çok da objektif anlatmaya çabalıyorum, hatalarımı kabullendiğim kadarıyla anlatıyorum belki ama bu hiç kabul etmemekten daha iyi diye düşünüyorum.


Bırakın ben seks deyim, siz sessiz kalacaksanız kalın...

2 Ocak 2011 Pazar

götüme benzedim!

Allahhh'ıııımmmmm dünyanın en çirkin herifi oldum çıktım, götüme benzedim götüm de çirkinleşti! o derece yani!

Kulak mememde yağ bezesi çıktı doktor, küpe deliğinden dolayı iltihap kapmış dedi, bir kulak memem o kadar büyüdü ki, göksel'in gözleri gibi... Düşünün o derece kocaman!

Kıçıma ağda yaptırmıştım iki tane kıl dönmesi sonrası benim görmeden patlatmam ve mor iki nokta oluşması, benim seks yapamamam...

Git gide çirkinleşiyorum, yarın iş yerine gidicem. İşe başlamazsam hemen geri dönücem! şehrin atmosferinden midir nedir... Korkuyorum ya daha kötü olursam! yeaaaaaaaaaaaaaa

1 Ocak 2011 Cumartesi

neresi yeni bu yılın

Ben yine sarhoş,
Ben yine eski aşkları özler,
Ben yine aynı acıyla ağlar,
Benim yine içim sızlar,
Ben yine aynı aşık,
Ben yine aynı salak,
Ben yine aynı özleyen,
Ben yine aynı ben,
Bu yılın neresi yeni Allah'ını seversen?

31 Aralık 2010 Cuma

yeni yıl teranesi...

ayyyy sıkıntılar sıkıntısı, herkeste bir içme merakı, sanki geçen yıl çok bi bok olmuş gibi yeni yıldan güzel şeyler bekleme hevesi, bilmemne falan filan... Baygınlık geldi vallahi!

Hala bir plan yapmadım, yapamadım yapanları kıskanmıyorum! Hemen yılın her haftası gidip bi yerlerde eğlendiğim için farklı bir etkinlik olmayacak benim için bugün ki yapılacak olan şeyler. Hatta daha sıkıntılı bir gün bile olabilir.

Dün gece annem aradı ağlayarak, babam eşyalarını evden alıp gidecekmiş, yeni yıla boşanmış olarak girecekmiş... Genelde kadınların yaptığı bir olaydır bu fakat bizim evde babam evi terkeder, bu kaçıncı yemin ederim hatırlamıyorum. Ayrıca herif antropoza girdiği için de abuk sabuk olaylara giriyor bol bol. Annem "niye Aydın'a yerleştin beni yalnız bıraktın" teranelerinde. Duygu sömürüsü bir yandan, işe başlamamış olmam bi yandan, sıkıntı bastı vallahi billahi!


İçsem dışarı çıksam, sonra bir kaç serseri kurşuna denk geliversem de yeni yıla girmeyiversem demiyorsam ne olayım! Hayır kendimi öldürmeye götüm yemiyor bu birincisi bi de en azından annem falan tazminat alır hayatını geçindirir bu da ikincisi...

Yeni yıl saçmalığı, noel baba saçmalığı, götüm! Hay sikeyim ben bu olayı demekten başka bir şey diyemiyorum canlarım...

Çok bireysel bir yazı oldu fakat yeni yıl farklı bir yıl değil, Aldığınız bütün kararlar geçersiz, bilet deseniz amorti çıkarsa şanslısınız... Hadi öptüm

27 Aralık 2010 Pazartesi

ben yine...

ben yine sarhoş,
ben yine aşık,
ben yine eski aşkları özler,
Ve en kötüsü;
Ben yine yalnız...

Elma

Elma en başından beri bir günah objesi olmuştur. Bunun bir çok mitolojik sebebi var ve örneklere baktığımız zaman Cennetten atılma sebebimiz elmadır, Cadıların favori yiyeceği elmadır, Pamuk prenses elma yediği için uykuya dalar ve daha birçoğu...

İşte elmanın günahkar meyve kabul edilmesinin sebebi...



elmayı yatay olarak kestiğinizde çekirdeklerinin pentegram şeklinde olduğunu göreceksiniz! İşte bütün mitlerin sebebi budur! söyledim rahatladım, elma yiyordum aklıma geldi, elmayı da pek severim... ohh miss...

25 Aralık 2010 Cumartesi

bir şehri terkederken...

bir şehri terkederken ben,
Karşılaştık seninle...

Bir şehri bırakırken ben,
Aşık olduk birbirimize...

Bir şehri silerken ben,
Kazındın kalbime sessizce...

Kimse bilmedi neden ağladım ben,
Bu şehri terkederken, tek gecelik aşkım benim...

Aşk yasak bana!

Sıçayım ben böyle işin içine! Beni bilen bilir sürekli şehir değiştiren, bi türlü olduğu yere sığamayan bir herifim. Ne zaman şehir değiştireceksem, köklü bir değişim yaşayacaksam bi şekilde bahtsızlık beni buluyor ve hayatımın aşkına rastlıyorum. En azından hayatımın aşk adayı!

Bu seferki bambaşkaydı ama yahu. Aydın'a yerleşmeden önceki son gecem ve ben yine aşık oldum!
Hem de hiç olmamam gereken bi herife!

Bir hafta sonra evlenecek olan, eski bir arkadaşımın sevgilisi!


Evet herif biseksüel! yani parttime gay. Sevgilisi olan tip yani benim eski arkadaşım yaklaşık 3 aydır hastanede yatıyor yoğun bakımda.

Bir hafta sonra da evlenmeyi planlayan bu herifle dertleşip içiyorduk,


Neden durduk yere ben seni seviyorum dedi ki?


Ben ki sevgiye bu kadar aç...

Heriften zaten hoşlanıyordum fakat etik olmadığını düşündüğümden dolayı hiç belli etmiyordum. Meğer o da aynı şekilde bana söylemiyormuş, hafif alkolün etkisiyle ve seviyorum sözcükleriyle birlikte öpüşmeye başladık.


Hayır seks yapmadık, sadece öpüştük, sarıldık, uykuya daldık o şekilde 5-10 dakika sonra yeniden öpüştük, sonra birbirimizi görmeyecekmiş gibi tekrar sarıldık, son öğütlerimizi verdik...


Ve ben berbat durumdayım. Ama başında yakalayınca olayı engelleyebilirim belki.

Aşk yasak bana!

Şarkı incelemesi (bütün kızlar toplandık...)






Bir Şarkı incelemesi yapmak gerek diye düşündüm ve nil'le başlıyorum bu inceleme olayına...



şimdi videoyu açın ve bu soruları şarkı aktıkça sorun kendinize...



Şimdi kızlar toplanıyorlar....

Neden yıprandıklarını soruyorlar ve hoşlanıp zorlandıkları birşey bu!!


Denklemi basit ok kabul edilebilir.

Eklemi güçsüz bi şey


Kontrol etmek bebek işiymiş... (işi bilene)


dolma gibi sardıkları bi şey (nereyle sarılıyorsa)

Zurna gibi de çalıyorlarmış (saksafon da denir )


Yere yatırıp çarşaf gibi üstüne yattıkları bi şey...


Çıtayı kaldır çıtıra on bas, hop hop atla...


Yüklenir, bekletip, seslenip (aaah ohhh) bi de esnetip esnetip pes ettirirlermiş...


Kızlar neden yıpranır acep? haaala merak konusu...



hedefi belli bi şey...

neyi yönetmek bebek işi ayh! yıllardır eşcinselim bi ben yönetemedim!


Bu kadar işte... Sapık bi şarkı bu! Kabul edin!

Haftanın şarkısı...

Şehir değişikliği...

Hayatım boyunca sabit bir şehirde kalamadım. Bir şehri tanıdıkça sıkıcı gelmeye başlıyor. Bir tek sıkılmadığım ve çok sevdiğim şehir var o da Ankara... İzmirli olup Ankara'yı sevmem kimine garip geliyor. Bir çok İzmirli'nin ettiği abuk "Ah bi denizi eksik" lafı da şu âna kadar hiç kullanmış değilim.

Bütün gittiğim şehirlerde bir şekilde kendimi gizlemek zorunda kaldım birilerine. Ani bir kararla şimdi de Aydın'a taşınıyorum. (O yüzden sık sık yazamıyorum ne Twitter'a ne de bloguma. Bir düzenimi oturtayım, yeniden tam gaz devam edeceğim.) Bu sefer aldığım bir karar olarak, kimseden saklamayacağım eşcinsel olduğumu. Bakalım küçük bir şehirde nelerle karşılaşacağım, çalıştığım yerde ne gibi tepkiler göreceğim, neler olup bitecek... Bunları tek tek sizlerle paylaşacağım.

Yakında çok güzel bir yazı dizisiyle sizlerleyim şimdilik çıtır çerez yazılarla idare edin cancağzlarım... öptüm gıdınızdan...

23 Aralık 2010 Perşembe

Kadın orgazmı ve taklidi...

Kadın orgazmı zor zanaat canlarım, fındık kadar vajinalarında bir sürü çıkmaz mevcut. Giren çıkamıyor diye anlaşılmasın lütfen bu dediklerim...

İşin en kasıntı yanıysa orgazm taklidi yapmak zorunda kalan kadınlar. Eşcinsel arkadaşlarıyla bütün sorunlarını paylaşan kadınlardan en çok duyduğum şikayetlerden biri de malesef bu! Hele hele sevgilisi erken boşalan varsa, 1 dakikalık seks tam 40 gün konuşulur...

Bütün bunlara rağmen erkeklerin hep burnu havadadır, "Abi nasıl çaktım karıya altımda bi inledi bi inledi sorma" muhabbetleri en sıkıcı ve salak olanıdır. Kadınların orgazm taklidi yaptığını akıllarına bile getirmezler. Neden? Yine siz kadınlar yüzünden biblom... Üzgünüm ama beni boşaltamadın diyebilse içinizden biri, o erkeğin özgüveni bi yerle bir olsa ondan sonra bakın nasıl da hırs yapacaklar...

Tabi bunu uygun bir dille söylemek de önemli. Fazla özgüven eksikliği bildiğiniz üzere düz mantık çalışan zekalarda "şiddet"le geri dönebiliyor. O yüzden kadınlığınızı kullanıp yumuşatarak söylemek zorundasınız. Hayır söyleyin ki o hanzo bir daha nasıl çaktım diyemesin!


Ha bir de şöyle olma olasılığı var kaşar damgası yemek! Kimlerle yattın da benseni tatmin edemiyorum geyikleri de dönebilir! Offf Of kadın olmak zor kuzularım! Ama bilin ki erkek olmak da zor! Siz en azından taklit yapabiliyorsunuz! Bir de bizim açımızdan baksanıza...


Türk erkeklerinin %70 i berbat ötesi sevişiyor canlarım. Bunu söylediğim için bana çemkirip bok atacak olan erkekler! evet öylesiniz! evet çok adamla yattım! Evet biliyorum! Fakat yine de dünyanın en iyi seks yaptığına inanan bir egoya da sahipler. Nasıl becerebiliniyor bu bilmiyorum!


Sevmek çok önemli bir şey seks için bunu kabul ediyorum fakat hanım kızlar benden size en büyük tavsiye sakın ama sakın sevişmeden bir herifle evlenmeyin! Evlendiniz diyellim adamın 7 cm çükü var 3 saniyede boşalkıyor... Ne yapacaksın? bombok bir hayat! bırakın öylelerini bakire kızlar alsınlar! Seks yapabilme özgürlüğünüzü kullanın ve sizi orgazma ulaştırabilen erkeklerle evlenin ;) sizi seviyorum... muahh

20 Aralık 2010 Pazartesi

İbne ve eşcinsel ayrımı, genel eşcinsel profilleri!

Yeter artık bu kavramlara bi açıklık getirelim herkes rahatlasın!

Kimdir ibne? Kimdir Eşcinsel?


İşe ilk önce gay tiplerini tarif ederek başlayalım!


KÖY GAYİ:

Bu gay tipi köy ve kasabada yaşar. Ya aşırı feminendir ya da kendini aşırı şekilde gizler. Aşırı feminen olanlar genelde köyün delisi ya da kız bilmemne gibilerinden isimlerle anılırlar. Aynı zamanda köydeki hemen bir çok erkekle ilişkisi olmuştur fakat bunu gizlerler. Aşık olsalar dahi böyle bir yaşantının olabileceğini düşünemedikleri için bir şey yapamazlar ve evlendirilirler. Mutsuzluk genel sonlarıdır.

Feminen olmayanları ise bunu genelde sadece seks olarak görür, büyük bir gizlilik içerisinde işler yürür. Bu erkek tipi genelde köyün eşekleriyle de seks yapan erkek tipini oluşturabilir.


TAŞRA GAYİ:

Bu gayler de köy gayine benzerler fakat biraz daha fazla seçenekleri olduğundan biraz daha rahatlardır. Sevgili olanları çok enderdir genel amaç sekstir. Aktifim öpüşmem sevişmem diyen tiplere de rastlanır. Bu tipler genelde ilerleyen dönemlerde aktifim deyip, seks sırasında arkasını dönerler. Feminen olanları ise yakınlarda büyük şehirler varsa oralara gidip seks yapıp dönerler zor zamanlarında ise priz bulsa sokacak tiplerle birlikte olurlar. Genelde kırodurlar. Aktif olanlarını pek anlamak mümkün değildir. Birçoğu evlidir.


TAŞRADAN BÜYÜK ŞEHİRE GİTMİŞ GAY:


Bu olay ergenlik çağlarında gerçekleşmediyse genelde 3 film birden sinemalarında takılırlar, 5 liraya oral seks yaparlar. 10 liraya anal seks... Hatta bunun adı beldeli kolidir. Bu arkadaşlar geçmişlerinde bir aşk bırakmışlardır ve aşka inanmadıklarını söyleyiğ kütür kütür önlerine gelenle umumi tuvalet edalarında seks yaparlar. (işte bu güruh genel ibne profilini oluşturuyor) ay'lı ayol'lu cümlesi fazla bu arkadaşların İzmir için Basmane, Ankara için Ulus-Maltepe genel mekanlardır. Bir sonraki aşamaları genelde travesti veya transeksüelliktir...


BÜYÜK ŞEHİR GAYİ:

Kendini yetiştirmiş, kültürlü, iyi giyinen, moda ve popüler kültürü takip eden gaylere denir. Bu gay tipinde aktiflik veya pasiflik bir olgu pek yoktur. En aktifim diyeni bütün kanaviçe modellerini bilir. Bir çoğu yurt dışlarındaki saunalarda, dark roomlarda orospuluklarını yapıp Türkiye'de namus kumkuması takılırlar. Ama en oturulup konuşulası tipler bunlardır, Eğer burunlarının büyüklüğünden onlara ulaşabilirseniz!



Bu genellemelerin dışında kalan insanlar yok mu? Tabi ki var fakat genel profil bunlardan ibaret!


Esas ibne denen tayfayı şimdi açıklıyorum canlarım.


Her yerde yaşarlar! En delikanlıyı oynarlar, en ufak bir olayda sırtınızdan vururlar, adamı ayakta sikmeye (mecazi veya gerçek anlamda) meyillidirler, bir çoğu heteroseksüeldir.


"İbne" şeklinde edilen küfürleri bugüne kadar hiç üstüme alınmadım, başkalarına edildiği halde üstüne alınan eşcinsel arkadaşlarım var! Yapmayın yahu, emin olun kaliteli bir yaşam sürdüğünüz zaman, karakterli bir insan olduğunuz zaman edilen bu küfür sizin değil yakınızdan, 7 dağ arkanızdan dahi geçmez... İbnelik başka bir şeydir... Eşcinsellik değildir...

19 Aralık 2010 Pazar

ALES, MODA ve YAĞMUR KALTAĞI!!


Sabah saat 6'da kalktım ve kahvaltımı yapıp hazırlanmaya başladım. Fıstık yeşili Zara kazağım, Bershka pantolonum, Pull&bear montumla sınava gideceğimi bir gece öncesinden ayarladığım için zaten içim rahattı. O kadar süslen püslen belki sınavda hoş birileriyle karşılaşırsın diye ama nafile! neyse o kısma daha sonra gelicem... Sınav salonun önüne gittim hadi son sigaramı da içeyim derken, İzmir'deki görevlilerin Ankara'ya nazaran aramaları daha adaletli yaptığını izledim içim rahatladı. Türbanlı arkadaşların kulakları her bi yerleri tek tek arandı... Neyse ben de her yerimi görevli polise ellettikten sonra içeri girdim. Ciyaaakkkk diye bağırmak istedim! Koskoca ÖSYM su dağıtmamış! Hayır bozuk para mara almıyorlar diye yanıma 5 lira aldım o kadar ama suyu içeriden verdiklerini düşünüp yarı yolda kaldım... Neyse koştur koştur git geri dön sonra bozuk paraları İtalya'daki Aşk çeşmesine atar gibi omzunun arkasından atarak salona gir!

Salona gir de anam ne gör? Birbirinden moron tipler! Sınıfın ortalama insan kilosu 100! "Alllammmm allaaam herkese adaletli davranmıyorsun anlıyorum zeka verdiğin adamlara yakışıklılık vermiyorsun, bana ikisini de verdiğin için şükürler olsun" demek suretiyle teselli ederek kendimi sırama geçtim. Fatih marka kalemim ve Turuncu başı misler gibi karşımda duruyordu. evet kıyafetimle uyumlu dedim fekaaat o kırmızı kalem tıraş da ne öyle! Neyse ki sınav yerine gelmemiş bir gencin poşetiyle kendi poşetimi değiştirip, yeşil kalem tıraşlı ÖSEYEMEE poşetini aldım artık içim rahat! Sınav başlayacak ben götüm her sıkıştığında olduğu gibi başladım dua etmeye. "Allaaam bu kadar çirkinin arasına koydun beni bari aklıma kuvvet ver soruları hızla çözeyim, belki üstümden bir yüksek lisans geçer kanadından doçentlik düşer..." modunda duamı da ettikten sonra. Sınav başladı...


Soruları açtım harıl harıl mat 1 çözdüm, ardından Sözel 1 e geçtim soruları çözerken çözerken hafiften hafiften çişim gelmeye başladı. Yarebbim olcak iş mi? diye sitem ediyorum bir yandan da ALES sınavının 50 satırlık paragraflarından cevabı bulmaya çabalıyorum, kelimelerin arasında boğuluyorum... Çişim geliyor, Sorular uzun, Çişim var, Sorulara yogunlaş!!!! Ama çişim var yeaaaaaaaa!!!! diye içimden isyan ederken, Mantık sorularına geldi sıra! işte benim çığırımdan çıktığım nokta bu olmuştur!


Yağmur adında modadan anlamayan salak kızın pembe sarı bilmemne renkte 4 tane etek 4 tane gömleği var! bu kaltak hafta içi bu kombinasyonları kullanarak abuk sabuk renkleri birbirine uymadıkları halde giyerek işe gidiyor! Siz söyleyin Allah aşkına pembe gömlekle Sarı etek olur mu hiç??? Şöyle bordolu kahveli bi kaç şey atarsın üstüne misler gibi ama pastel renklerden şaşmayan bu kaltak hakkında sorulan 5 soru! beni çileden çıkardı! Ayh olmaz diyorum maviyle yeşil yakışmaazzzz! Ama sorunun cevabı öyle çıkıyor! ayh kesin yanlış bu kadar zevksiz olamazbi kadın diyorum! Çişim vaaarrrr!!!!

Sonradan ÖSYM' de bir odaya kapatılan kurulun benden intikam almak üzere hazırladığı abuk soruları bırakıp, saçımı savurup(ki pre kelim, saçlarım 3 numara) bu kadın da bu sahneyi böyle terkeder deyip çıkacaktım ki! Salon görevlisi arkamdan seslendi "HOOOOPPP nereye arkadaşım" "Çişim geldi çıkıyorum" "135 dakika dolmadı geç yerine!" "Sizin benimle konuşmanız yasak değil mi? ayh iptal edin sınavı banane, altıma mı işeyim?" "kurallar böyle" falan filan diye ağız dalaşına girecektik ki, diğer sınava giren çirkinlere acıyıp geçtim yerime 15 dakika daha bekledim ve çıktım...


Bundan sonra Alllaaam sidik keseme kuvvet de diyeceğim bu biiirrr...
Sınava girmeden önce bi şey içmeyeceğim bu ikiiiii...
Modayla ilgili sorularda takılmayacağım bu üüüüçççç...
Boktan sidikten sebeplerden sınavımın yanmasına müsade etmeyeceğim bu da dööört...


Ayh bi ALES daha geçti, elimde kâr kalan 3 olips şeker, 2 Fatih sınav kalemi, Bir yeşil kalemtıraş, Diyet uzmanlarının tarif ettiği ebatlarda bir beyaz silgi... Geçmiş olsun...

17 Aralık 2010 Cuma

dede adı...

Geçen sene dedem otobüsün altında ezilerek öldü. Hayır bunu öyle acınası bir durummuş gibi anlatmıyorum. Dedemin öldüğünü duyduğumda arkadaşlarımla langırt oynuyordum, oyunum bitti öyle gittim babaannemlerin evine. Canlandıracak halim yok ya. Asıl mesele şu; dedemin adıyla benim ikinci adım aynı. Evet benim babam da babam sağolsun triplerinde çocuğuna ikinci isim olarak babasının adını verenlerden. Dedemi gömerken kendi mezarımı gördüm resmen. Bunalım bunalım aylarca ay ben ölürsem n'olacak, böyle mi görünecek diye rüyalarımda girdim girdim çıktım o çukura.
Bence en yapılmaması gereken şey yahu çocuğa dedesinin ismini vermek. herkes ismiyle yaşamış yahu! Ne gerek var, ebem zamanından kalma isimleri sürdürmenin. Şu anda o ismi kullanan bir çok arkadaşımla konuşmuyorum! O derece nefret ediyorum anlayacağınız o ismimden. O kadar sahiplenemedim ki, biri o ismi söylese şu yaşımda dönüp bakmam bile.

Şakacı anne ve babalar size sesleniyroum, ebem zamanından kalma isimleri vermeyin çocuğunuza. Mesela üniversitede bir arkadaşım vardı Dursun Duran... Bi gün içki sofrasında sordum "oğlum annen baban çok mu aramış sayadına uydurmak için" diye. "Sorma a.q. dedemin adı" Evet ne kadar boktan isim duyduysam ya dedesinin ya nenesinin adı! Ne var bu ananızda babanızda isimlerini çocuklarınıza veriyorsunuz. Hadi anlarım dedem Sakıp Sabancıdır, okkalı miras gelecektir, yalakalık için çocuğumun arkadaşlarının adını bile değiştirebilirim sakıp diye. Adam başarılı bi hayat geçirmiş sonuçta.
Ayh dellendim işte bu kadar yapmayın bu hatayı...


(hiçbir yerden hiçbirine bağlamadım biliyorum idare edin :) )

Haftanın şarkısı...

16 Aralık 2010 Perşembe

BEN AŞKI BİLİYORDUM, NE ZAMAN UNUTTUM?

Dışarıda saydam bir şeyler yağıyor. Ben evimdeyim, ev sıcak, ben soğuk... Kazağım üstümde, kollarını uzattım iyice, elimde kahvem. Ağlamaklı şarkılar radyoda, kimsenin aşkı bilemeyeceğine dair saçmalıyorlar. Saat 14:59 "Ben aşkı biliyordum, ne zaman unuttum?" diye soruyorum kendi kendime. Yeni uyandım, gözlerim şişmiş durumda, yüzümü bile yıkamadım. Zaten yalnızlıktan üşüyorken gidip de yüzüme soğuk suyu vuramazdım. Belki de yapmam gerekirdi hayata uyanmak için fakat ne gerek var. Yarı hülyalı bir halde görüyorken dünyayı...
Oturup çalışmam gerek, sorumluluklarım var. Sorumluluktan banane diyorum kendi kendime. Ah antidepresanımı almayı unuttum yine! Antidepresandan banane! önemli tek soru var aklımda şu anda "BEN AŞKI BİLİYORDUM, NE ZAMAN UNUTTUM?"  Düşünüyorum düşünüyorum bir türlü çıkartamıyorum, ne zaman vazgeçtiğimi. Ne zaman bu kadar duygusuz olduğumu ya da duygular dolunaydan etkilendiği dönemlerde insanlardan kaçmaya ne zaman başkadım? Ne zaman oldu bütün bunlar? Duygusuzlara baka baka ben de mi karardım? Sevilmeyi istediğim kişiler sevmediler mi hiç? Hayır karşılıklı veya karşılıksız aşklarım da oldu. Sebep bunlar olamaz. Duyduklarıma mı inandım yoksa, bütün herkes "aşk yok, bitti tükendi" derken gizil bir öğrenme mi yaşadım? Hayır bunlar da değil...

Büyüdükçe aşk içimde küçüldü mü? Aşk sadece Ergenliğe has bir duyguydu da mantık mı bürüdü her yanımı. Artık sadece sevebiliyor -ki bu duygu da körelmeye başladı sanırım- aşık olamıyor muyum? Bu yüzden mi insanların hayatında sadece bir tek aşk olur diyorlar? O da ergenliğin sonlarına mı rastlar?

Ben aşkı biliyordum, biri anlatsın Allah aşkına... Ne zaman unuttum? Ne zaman vazgeçtim? Bu vazgeçiş bitecek mi? Yeniden Aşık olabilecek miyim? Tek hatırladığım kırmızı, hırçın fakat tutku dolu bir ışık... Ben o ışığı özledim...

Gittiğinde

Gittiğinde,
Ağlamadım, sustum.
Konuşmadım kimseyle günlerce,
Kendimle dahi konuşmamak için delirmeyi göze aldım.
Gittiğinde,
Gülmedim, sustum.
Sen sadece gittin ve bilmedin.
Nerede yattım, kimlerle seviştim sevmeden.
Gittiğinde,
Ağlamadım, sustum.
Konuşsaydım bu kadar çok şey söyleyemezdim...

Hayat ters giderse tam gider g.q.

oturdum 5 yaşında çocuk gibi ağlıyorum...

Yahu herşey üst üste bu kadar bok nasıl gidebilir?

Babamla kavga ettim bugün, evlen , işe gir diye tutturmuş adam. Görüşmüyorum şimdi...
Babam bunu söyledikten sonra şiirlerimi basılması için yardımcı olmak istediğini söyleyen Cemil ipekçiye bir mail attım. içinde 50 ye yakın şiirim var, fakat bu maili yazarken cengiz bey diye yazmışım... sıçtım diye yerimden kalkarken masanın üstünde duran bir bardak su devrildi ve 1.5 terabyte lık (evet evet 1500 GB yapıyor) hard diskimin üstüne döküldü... bütün pornolarım, fotograflarım filmlerim her bi bokum gitti... birazdan yağmur başlar ben bari temiz hava alayım diye dışarı çıkarım ve üstüme yıldırım düşer... Yıldırım mayruk değil, bildiğin ölümcül olanlardan...

Bu hayatta bi ibnelik var ama neresinde çözebilmiş değilim...

Gidip Saç kurutma makinesiyle hard diski kurutucam belki işe yarar...

Susun! umut ekmeğim benim...

15 Aralık 2010 Çarşamba

meslek dediğin nedir ki? "Adam" olsun yeter...

Yolda yürürken hemen her adamı kesebilme gibi yüksek bir yeteneğe sahibim. Mum Kokulu Kadınlar filminden beridir içimde bir Hande Ataizi, üç fillerin çapkın Müjde Ar'ı, yedi Aysel Gürel, dokuz tane de "7 kocalı Hürmüz" taşıyorum. Bu yeteneğimi sanırım bunlara borçluyum. Baştan aşağı süzerim seks yapmadığım bir süreyse iyimser yaklaşırım, güzel bir seks yaptıysam her yerinde bi kusur bulurum. Güzel seks yaşatan insan da nadir olduğundan genelde iyimserimdir. Bu bakıp geçtiğim adamları yaklaşık iki dakika içinde unutup bir sonrakine bakarım. Mesela bir mekana gittiğimizde yanımdaki arkadaşlarım tam arkamdaki çocuğu kesiyorsa, "off çok yakışıklı" diyorlarsa ben hiç bakmadan" Parmağında yüzük var tatlım, ayrıca göbekli hafiften" diyebilirim.

Hayatım boyunca bu şekilde kestiğim iki kişiyi hala unutabilmiş değilim. Gittim arkadaşlarıma anlatıyorum. Aman Allah'ım nasıl seksi ne işin var senin sokaklarda git Fashion tv de yürü, yanaklar al al, omuzlar basket topu, dik durduğunda başımı yukarı kaldırarak bakıp sonra utanıp yeniden indiriyorum bla bla bla bla bla.....

İkincisini anlatıyorum, Omuz genişliği benim dört tane popomu yan yana koyduğun zaman onunkine denk düşüyor, boyu yine uzuuuuuunnnn... elleri mükemmel, giyim tarzı spor, fakat giydiği dar body den karın kaslarındaki baklavaları seçebiliyorum, hani öyle ki, tek baklavasını ısırabilirsin o derece... Sulanmak diye bir kavram varsa o anda benim belden aşağım sırıl sıklam... Bu kavram buradan geliyor olsa gerek.


Bunları arkadaşlarıma anlattığımda en nefret ettiğim soru, "ne iş yapıyor?"... Yahu sanane kadın Allah erkek yaratmış diyorum, yok illa işi ne...

İlk bahsettiğim yanakları al al olan herif pilavcı arkadaşlar. Malesef seyyar arabada pilav satıyor. Ama çok tatlı yeaaaa pilav ister misin diye sorduğunda pirinç tarlan olayım sula beni diyesim geliyor... İkincisi de tostçu. Ulan o kadar kas yapmışsın, tost makinesi sıkıştırmak için kullanıyorsun! Offff... Pilavcı seyyar olduğundan pek göremiyorum bu soğuklarda ama tostçuyla aram iyi... Görsellik benim için önemli, nikahıma alacak halim yok. Koynuma girsin yeter. Yakında yoldan çıkarırım hepsini... Öptüm minnoşlar...

14 Aralık 2010 Salı

mesaj kaygısı...

Evet evet beni yakından tanıyan herkesin bildiği üzere ben hemen her telefona cevap veriyorum. en azından gördüklerimin. Numarayı tanımıyorsam da kimsiniz diye sormuyorum. O şekilde saatlerce konuşabilirim biriyle, nerden olduğunu çıkarmaya çalışırım falan. baktım olmuyor bi yerden lafı bağlar kapatırım. Ama kapatmadan önce "Canım benim çok teşekkür ederim aradığın için, çok özlemiştim" gibilerinden gerzek laflar da ederim. Bu huyumu bilen arkadaşlarım da bol bol işletirler beni, ben onları falan.

Uyuz olduğum olay mesajlaşmak benim yahu... Hay ben o binlerce bedava mesaj veren şebekelerin taaaaa... yahu telefonuma günde yaklaşık 450-500 arası mesaj geliyor. bir ikisine cevap verebiliyorum ancak. Hepsini okumak gibi bi manyaklığım da var malesef. Hele o melek kanadına orkid takıp bana yollayan arkadaşlarımın gözlerinden öpesim sonra da dizimle apış aralarına geçiresim geliyor. Abartmıyorum canlarım cidden o kadar çok mesaj geliyor ki telefonuma. Ben de anlamıyorum. Yahu mesela şimdi iki kelimelik lafı yaz yolla sonra o cevap atısın sonra sen falan boyle saçma sapan şeyleri ben lise 1 de bitirmiştim. Üstelik o zamanlar böyle bedava mesaj kampanyası falan da yoktu kol gibi giriyordu faturalar. Telefon çekmezdi her yerde, mesaj gitsin diye balkona çıktığım bile olmuştu. Ama arayım, iki dakika konuşalım ne oluyorsa olsun bitsin be cancağzım...

İşin en uyuz olduğum kısmı ise mesajlarda kısatmalar! Yahu bana da zor geldiğinden yapıyorum ama içime sinmiyor arkadaşım! Tamam TDK'sözlüklerini, yazım kılavuzlarını yutmadım ama sinmiyor işte. Hele hele bir insan evladı, herkes yerine herkez yazıyorsa, şarj yerine şarz yazıyorsa bütün karizmasını yitiriyor gözümde. Bunları mesaj atmasalar belki bilmeyip yanılıp yakılıp aşık falan olacağım ama yazıda görünce soğuyuveriyorum... Bence Cep telefonlarından kısa mesaj özelliği kaldırılmalı. Kaltak Ayşe'ye söylesem yasa dışı der mi ki?

Sevgili kaltak Ayşe...

Sevgili kaltak Ayşe...

Senin yasa dışı diye tutturduğun olayı, bir vodafone bayisine giderek öğrendim. Bunu yaparken karizmamı kullanmak zorunda kalmış olabilirim, kız bana yol yordam öğrettikten sonra kendi telefon numarasını vermiş olabilir! O numarayı hemen atmış olabilirim. evet seninle 41 dakikalık konuşmamız sonrasında şarjım bittiği için suratına kapanmıştı telefon. Bunu da biliyorum. Fekat ben amacıma ulaştım! artık aylık 7 tl ye sınırsız internete bağlanıyorum. Sendeki etik, beni görüp hoşlanan kızlarda yok! Sevgili kırmızı vodafone a duyurulur... hıh diye saçımı savurmak isterdim lakin saçım yok... Seni özleyeceğim Ayşe muah biblom.

gay olmak pahalı meziyet

Eşcinsellik pahalı bir olay...

Onca yıllık profesyonel eşcinselim, sikilmekten başka bi şeysini göremedim vallahi. Profesyonel derken, bu profesyonellikten para kazanmıyorsunuz canlar... Aksine bok gibi para harcıyorsunuz. Mesela bir bara gittiniz giriş ücreti olarak 25 lira veriyorsunuz. İçeride bir bira 20 lira, vestiyer parası 10 lira falan filan. E şimdi gittiğiniz yerde adam akıllı giyinmeniz gerekiyor. Çakma markaları ibne cemaati assssla kabul etmez! Bok gibi kalırsın ortada. Eğer giysilerinin markası yoksa, mesela annenin ördüğü bir kazakla gitmeye çalışırsan kapıdan dönersin vallahi karışmam.

Bunun dışında bir de kültürlü olmak, her daim bakımlı olmak, modadan anlamak, gündemi takip etmek, pop kültürünü (istemesen de yapmak zorunda oluyorsun vallahi) takip etmek, sizin adınıza yakıştırılan çarpık bacaklı gay ikonalarının şarkılarını dinlemek zorundasın falan...

Bütün bunları yaptıktan sonra da yetmiyor elbette. Adam akıllı ilişki falan bulamıyorsun. Çok nadir! olursa öp başına koy...


 Kuşadası'na yıllar önce gay ship gelmişti bütün esnaf ayaklanmıştı "eyvah ibneler geldi" diye... Sanki gelen gayler hepsinin götüne atılacak... Yıllar sonra o gemi başka limana yanaşınca bok gibi ağladılar açlıktan ağız kokuları taaaaaa Paris'ten duyuldu, kepenk kapattılar... Oh olsun size... Eşcinseller en çok para harcayan müşterilerdir yapıları gereği kazıklanmaya alışmışlardır, geçti Bor'un pazarı, hadi eşşeğinizi çıplaklar kampına sürün...

her neyse keşke istifa etme şansım olsaydı da halk ekmek kuyruğunda bekleyen, tek hayat kaidesi benimle evlen programlarına katılmak olan ortalama bir heteroseksüel olsaydım diyorum. Hemmen silkinip "noooluyor ayhh kendine gel" deyip madonna dinlemeye başlıyorum geçiyor...

Memnunum hayatımdan :)

12 Aralık 2010 Pazar

Çağrı merkezi ve ayşe...

beni sinir etmek yapılacak en son şey olmalıdır! hele zayıf yönlerini biliyorsam!

Bir kaç arkadaşım çağrı merkezinde çalıştıkları için yapılan uygulamarı gayet iyi biliyorum!

Sevgili vodafone...

Müşteri hizmetlerini aradım ve yaklaşık 15 dakika kadar telefonda bir hizmetliye bağlanmak için bekledim!

buna acaip sinir olan ben! Zavallı bir hizmetliden bunun acısını çıkardım! fekat... O hizmetli şırfıntısı sesinin tonunu küfreder gibi yapmasaydı bunu asla yapmazdım şayet 41 dakika onunla konuşmak benim için de işkenceydi...


Kuzularım bildiğiniz üzere çağrı merkezini aradığınız zaman sizi her şekilde bilgilendirmek zorundalar. Küfür etmediğiniz sürece ve işleminiz bitmediği sürece telefonu kapatamazlar. ayrıca Vodafone hattan arıyorsanız ne kadar konuşursanız konuşun sadece 0.40 kr. yazacağından pek umursamanıza da gerek yok.


şimdi 15 dakika sonrasında görüşmeye bağlanan ben ve aramızda geçen muhabbet....

(ÇM:çağrı merkezi   ET: eştensel...)
ÇM: İyi günler ben Ayşe nasıl yardımcı olabilirim.
ET: Ayşe saat kaç oldu farkında mısın ne iyi günleri?
ÇM: evet haklısınız iyi sabahlar nasıl yardımcı olabilirim?
ET: ben telefonumu modem olarak tanıtıp internete bağlanmak istiyorum, ISS numarası soruyor ve kullanıcı adı falan filan, ne yazmalıyım buraya?
ÇM: Telefon numaranız............ mıdır?
ET: evet.
ÇM: Sayın ET yapmak istediğiniz işlem yasa dışı bir işlemdir.
ET: Peki bana ilgili yasayı açıklayabilir misiniz?
ÇM: Yasa dışıdır...
ET: Sevgili ayşe eğer yasanın dışına çıkıyorsa hangi yasanın dışına çıktığımı bilmek istiyorum! Bana yasayı açıklar mısın?
ÇM: Bu konuda bilgi vermeye yetkili değilim...Başka yardımcı olabileceğim bir işlem var mı? (kaltağın sesi burada carlamaya başladı ben ayrı bir sinirlendim ama sesime yansıtmadım)
ET: peki vodem driver ı kursam bu bağlantı numaralarını bulabilir miyim?
ÇM: Sayın ET yapmakta olduğunuz işlem yasa dışıdır, o yüzden gerekli bilgiyi aktaramamaktayım.
ET: Hangi yasa sayın ayşe? Siz daha hangi yasanın dışına çıktığımı söyleyemiyorsunuz ayrıca ben deliyorum yasayı arkadaşım sana ne? Sen söyle...
ÇM: üzgünüm bu konuda bilgi veremiyorum, başka yardımcı olabileceğim konu var mı?
ET: Telefonu kapatmak mı istiyorsun ayşe, evet var yardımcı olabileceğin bir konu, bana cep özgür tarifesini anlat.
(burada Ayşe deliriyor...)
ÇM: cep özgür tarifesi bla bla bla bla bla....
Başka yardımcı olabileceğim konu var mı?
ET:Var oyun indirmek istiyorum oyunlar hakkında bana bilgi verir misin? ücretlendirmeler falan? hangi oyun ne kadar...
ÇM: bla bla bla bla.... Başka yardımcı olabileceğim bir şey var mı?
ET: var, bulunduğum lokasyonda 3g çekiyor mu bi bakıversene....
(ayşe benimle baş edemeyeceğini anlayıp başından atmaya yöneliyor...)
ÇM: bu konuda sizi yetkili birime aktarıyorum.
ET:Bi saniye
ÇM: buyurun,
ET:sizin yetkili olduğunuz konular nelerdir?
ÇM:Bu konuda size bilgi veremiyorum...
ET: Tamam o zaman aktarmayın beni sayın ayşe, bana telefon kampanyalarınız hakkında bilgi verin.



bu konuşma tam 41 dakika sürdü...

Üzgünüm ayşe... Tek sorun senin yasayı bilmemen, benim senin çalışma kurallarını bilmem, bana sesini yükseltmendi...